Bir toplumu şekillendirmek isteyenlerin kullandığı argümanlardan biride, toplumun benimsememesine rağmen ses çıkarmadıkları her türlü davranış kalıplarının toplumda aşikâr olarak ortaya konmasıdır. Bu açıdan eski Yeşilçam filmlerinin toplumumuzun üzerindeki etkisinin tartışılmaz olduğu ortadadır. O günkü yapılan filmler, aslında bu milletin inancına, kültürüne, ahlakına, gelenek ve geleceğiyle alay etmekten başka bir anlam taşımamış olmalarına rağmen, en mazbut aileler tarafından da seyredilmekteydi. O seyirler bugün bu toplumun bugüne gelmesini hazırlamak içindi ve başardılar, aslında hep birlikte başardık. Onlar filmlerle; haram yemeyi, hırsızlık yapmayı, yalan söylemeyi, tecavüzü, adam öldürmeyi, vicdansızlığı, merhametsizliği, yardıma muhtaç insana yardım etme yerine onu suiistimal etmeyi, öğrencilerin öğretmenlerle nasıl dalga geçeceğini, kopya çekmeyi, okuldan kaçmayı, daha öğrencilik yıllarında kızlara nasıl askıntı olunacağını, sigara içmeyi, din adamlarına (imamlara) inanılmaması gerektiğini bu topluma aşıladılar. Bizde halk olarak bütün bu öğretilerin tamamının yanlışlığını bile bile, ailecek o ahlaksızlığı yavaş yavaş aşıladığını bilerek veya bilmeyerek seyretmek suretiyle, toplumu bu günlere hep birlikte el ele vererek getirdik. Şimdide biz bu hale nasıl geldik diye bağırıyoruz. Toplum mühendisleri o günlerde, bu günleri oluşturmak için yaptıkları hesabın tutmasında, aslında bugün itiraz edenlerin o gün katıla katıla gülerek Türk filmi seyrediyoruz dediğimizi ne çabuk unuttuk.

Şimdi bütün bunları neden anlattığıma geçeyim. Bu günlerde cılız seslerle itiraz ettiğimiz yasa ve uluslararası sözleşmelerin, yarın toplumu ne hale getireceğine ışık olmasını istedim. Cılız seslerle diyorum çünkü toplumu ifsat eden yasa ve uluslararası sözleşmelerin taraftarları bu toplumda azınlık olmalarına rağmen, tavuk misali çok güçlü ses çıkartıyorlar. Bu da yetmezmiş gibi kanun koyucuların en yakınında dolaşıyorlar ve ne kadar doğru iş yaptıklarını muhataplarının bilinç ve bilinçaltlarına fısıldıyorlar. Bizler ise aile diyoruz, aile son kale diyoruz, LGBT diyoruz, velayet diyoruz, ömür boyu nafaka diyoruz, çocuk haczi diyoruz ve bu toplumda yapılmaya çalışılan bütün ahlaksızlıkları ancak kendi çevremizden dışarı çıkartamadan bağırıp duruyoruz.

Ey duyarlılığından şüphe duymadığım dostlarım. Masaya yumruk vurarak sonuç elde edemeyecek organizasyonlarla biz bu olumsuzlukları kendi aramızda dillendirerek ne elde edebiliriz bir düşünelim? Bu olumsuzluklara bizlerinde yarın katkısı olmuş dememek adına iyi bir strateji belirleyip, iyi bir organizasyon kurarak sonuç elde edecek işlere imza atamazsak 20 kişiyle basın açıklaması yapar ve ne kadar çok önemli iş yaptığımızı zanneder dururuz. Bir yanlış anlaşılmaya mahal vermemek için açıklayayım, yanlış olan yasa ve uluslararası sözleşmelerin karşısında yapılan işleri küçük filan görmüyorum. Artık zaferden değil seferden sorumluyuz ikileminden kurtularak zafere gitmenin meşru yöntemlerini masadan sonuç alacak kadar bilinçli yapmamız gerektiğini söylemeye çalışıyorum.

Geçen hafta yazdığım bir konuya daha değinmek isterim. Diyarbakır annelerimizin çocukları için başlattıkları sade eylemlerini siyasallaştırmadan, sulanmasına mahal vermeden, Parti ve STK’lardan daha çok annelerimizin desteğiyle, tüm Türkiye’ye yayılmasında fayda var diye düşünüyorum. Terör örgütünün ailelerinden kopardığı çocuklarımıza ve ailelerine yapacağımız doğru destekler, sonucu çabuklaştıracaktır diye düşünüyorum. O çocukların hepimizin olduğunu unutmayalım.

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner387

banner158

banner344

banner245

banner322

banner8

banner309

banner239