Bir başarı hikâyesi

Bugünkü röportajımızın konuğu, yaklaşık 200 şubesiyle Türkiye’nin birçok noktasında kahve anlayışına yeni bir soluk getiren Osmanlı Kahvecisi Gıda San. ve Tic. A.Ş.Yönetim Kurulu Başkanı Boğaçhan Göksu oldu. Göksu ile şirketin ilk markası olan ‘Bayramefendi Osmanlı Kahvecisi’ üzerine keyifli bir röportaj gerçekleştirirken diğer markalarla ilgili bilgeleri de sizler için konu edindik. Röportajımızın detayları şöyle:

Sizi tanıyabilir miyiz?
 1981 yılında Konya’nın Çumra ilçesinde doğdum. 1990 yılından bu yana Antalya’da yaşıyorum. Kamu Yönetimi ve Sinema Televizyon bölümleri olmak üzere iki adet lisans mezuniyetim bulunmakta. Hayatım esnaflıkla geçti. Hem okuduk hem işlerimizi takip ettik. 19 yaşlarımdayken tekstil işletmem vardı ve 2011 yılında Osmanlı Kahvecisi’ni kurduk.

Sektöre girme fikri nasıl oluştu?
 
Çok küçük yaşlardan itibaren çikolata ve kahveye karşı bir ilgim bulunuyor. İkisini de çok severim. Tekstilin Antalya’da bir yere varmayacağını düşündüğümü için 2008 yılında bu konuyla ilgili çalışmalara başladım ve kahve sektöründe neler yapabilirim diye araştırmaya başladım. Gelecekte ülke ekonomisine tekstil üzerinden bir katkı sunamayacağımı, bir kahveci markasıyla bu katkıyı oluşturabileceğimi düşündüm. 2008/2011 yılında bu proje üzerine fikir üretimine başladım ve 2011 yılında ilk şubemizi açmanın sevincini yaşadık.

Sektörde yer aldığınız ilk yıllar zorluklar yaşadınız mı?
 Elimizde hiçbir zaman sermaye yoktu. Varlıklı bir ailenin varlıklı bir çocuğu değilim, esnaf bir ailenin esnaf çocuğuyum. Sektöre girerken elimde küçük bir tekstil dükkânım vardı ve oradan ekmek paramı çıkarmaya çalışan bir esnaftım. Çok küçük bir oranda, dükkânı kurabilecek ve borçlanabilecek kadar bir sermayeyle bu işe başladım. İşe başlarken yaptığım finansal planlarla iş içindeki finansal durumum arasında farklılıklar oluştu ve bunlar neticesinde borçlanmam arttı. Tırnaklarımızla kazıyarak bugünkü konumumuza ulaştık. Ticaret, her zaman zorluklara karşı verilen mücadele sonucunda başarıya ulaşmaktır.

Büyümenizde ne etkili oldu?
 Biz, bu sektöre girdiğimiz zaman Antalya’da franchising sistemi çok yaygın değildi. Kahveci dükkânı yapmakla kalmadık ve bir franchising sistemi oluşturduk. Bunu yaparak insanların ticarete bakışına yeni bir açı getirdik. Ticaretteki ‘kazan kazan’ anlayışını iş insanlarına aşılamış olduk ve bunun sonucunda herkes kazandı. Üretici kazanırken şube sahipleri ve yanlarında çalışanlar da kazandı. Herkesin memnun olacağı bir sistem ortaya çıktı.

Franchising ağınızı geliştirmek için neler yaptınız?
 Öncelikle çok doğru ürünlerle piyasa çıktık.  Çok kaliteli ürünleri piyasaya sunduk. İnsanlar en kaliteli ürünleri aldılar ve markanın kullanım oranı arttı. Talep bu şekilde devam edince de franchising sistemi kendi kendine sınırlarını geliştirmeye başladı. Karlı ve uygulanabilirliği kolay bir sektör ortaya çıkardık. Yatırımcıların zorlanmaması için dükkânları anahtar teslimi şeklinde bizler oluşturduk. İşletmecilerimize ve yanında çalışacak arkadaşlarımıza eğitimler verdik.  Geri dönüşlerdeki memnuniyet zinciri de artınca insanların çevresindekiler de bizimle iletişime geçtiler.

Umutsuzluğa kapıldığınız dönemler oldu mu?
 
Sektöre adım attığım ilk günden bu yana aklımda böyle bir düşünce hiçbir zaman oluşmadı. Firmayı oluşturduğum günden bu yana henüz ulaşmak istediğimiz noktaya gelmedik. Henüz hedefimize ulaşmadık.  Bitti dememiz için önümüzde çok uzun bir süreç var. Markamızı, Türkiye’de getirdiğimiz belli bir yer var; fakat dünyada getirmek istediğimiz yerlere daha ulaşamadık. Dünya coğrafyasındaki birçok noktaya şube açma ya da ürün gönderme hedefimiz var. Türk kahvesini dünyanın her yerine ulaştırmak istiyoruz. Osmanlı Kahvesi’nin bir şubesi Japonya’da olmasa bile kahvemiz orada olsun gibi bir düşüncemiz var. Bu nedenle daha çok yolumuz var.

Yabancı işletmelerin ülkemizde yaygınlaşmasıyla ilgili neler söylersiniz?
 Dünyaca ünlü kahve işletmeleri, kahveyle büyümüyorlar. Bu tarz işletmeler algıyla büyüyorlar. Bu tarz firmalara gidip espresso kahve içen göremezsiniz. Bu tarz işletmelere gidenler latte ve süt bazlı içecekler içerler. Özetle bilindik markalar oluşturdukları algıyla insanlara kahveden çok süt satarlar.  Bu firmalara rakip olmak için ilk önce bir algı oluşturmamız lazım. İnsanlar neden Türk kahvesi içmeli bunu dünyaya anlatmamız lazım.

Uluslararası pazarda yaygınlaşmak için ne gibi bir çabanız var?
 Türk kahvesi telvesiyle içilen tek kahvedir. Kahve, dünya borsasında petrolden sonra gelen ikinci önemli üründür ve sudan sonra en çok tüketilen ikinci içecektir. Kahve zaten çok tüketilen bir üründür; ama dünyada en doğru tüketilen ürün Türk kahvesidir. Bunu insanlara anlatmamız lazım. Kahve, yanında suyun önce ya da sonra içilmesi sonucunda ortaya bir mana çıkaran, ritüelleri olan bir içecektir. Bunu insanlara ve diğer ülkelere doğru aktarmamız lazım. 2011’de firmamızı oluştururken önce Türkiye’de herkese Türk kahvesi içireceğiz dedik ve içimiyle sunumu Türk kahvesine benzeyen; fakat içinde birçok aromanın bulunduğu bir kahveyi piyasaya sunduk. Bu tatla çocuklar şimdi bunu içsin; ancak ileride onları Türk kahvesine yönlendirelim dedik. Dünya markası olan işletmelerin yaptığı da budur.

Türk kahvesinin yeniliklere açık-kapalı olmasıyla ilgili düşünceleriniz?
 Dünya genelinde içecek olan sunulan ilk kahve, Türk kahvesidir. Türk kahvesinin 200 yıl sonrasında espresso ve filtre kahveler, 300 yıl sonrasında suda çözünen kahveler bulundu. Türk kahvesinin dünyada ilk olmasına rağmen bu algısını kaybetmiş olması yeniliklere kapalı olmasından. Neden kahvemiz yeniliklere kapalı olsun ki. Aromalandıralım, çeşitlerini arttıralım ve kahvemiz yeniliklere her zaman açık olsun.

Şube sayınızla ilgili ne söylersiniz?
 Şu an 190’ın üzerinde bayimiz bulunuyor. Yeni bir tasarım yaptık, bununla birlikte alışveriş merkezlerine girmeyi ve caddeler üzerindeki etkinliğimizi arttırmayı hedefliyoruz. 190 kusur yerde olunca yeni yerlere girmek biraz daha zor oluyor, lokasyonlar daralıyor. Lokasyon ağımızı genişletmek için Osmanlı Kahvesi çizgisinden biraz daha farklı ve alışveriş merkezi konseptine daha yakın bir tasarım oluşturduk. Bunu yaparken maliyetleri de daha aşağıya çektik. Bu projemizi yakın zamanda hayata sokarak şube sayımızı arttırmayı düşünüyoruz.

Yoğun talep görmenizin sırrı nedir?
 Markamızın vatandaşlar ya da işletmeciler tarafından yoğun talep görmesi sektörü iyi sentezleyebilmemizden kaynaklanıyor. Sadece hizmet kalitesi ya da sadece ürün kalitesi veya fiyatla başarı yakalanmaz. Bunların hepsini birleştirmek gerekir. Doğru ürünü vermenin yanı sıra damak tadımızın çok dışına çıkmadan ve yeniliklere kapalı olmadan ürünleri piyasa sunmak gerekiyor. Organize Sanayi’de yer alan 6 bin 500 metrekarelik kapalı tesisimizde katkı maddesiz, glikozsuz ve boyasız ürünler üretmeye çalışıyoruz.  Aynı zamanda bunları yaparken en doğru ham maddeyi kullanmaya, fiyatları yüksek tutmamaya, şubelerimizde kaliteli hizmet vermeye çalışıyoruz. Bunların bir tanesinden dahi vazgeçme şansımız yok.

Diğer markalarınızla ilgili neler söylersiniz?
 
35 yıllık bir marka olan Salman Pastanesi’ni 3 yıl önce devraldık. Bununla ilgili franchising çalışmalarımıza da başladık. Pastane işi çok zordur. Pastasından baklavasına, çikolatasından böreğine üretim yapmak ve bunu müşterilerinize sunmak çok kolay bir durum değil. Çok sayıda kahveci açılabilir; fakat çok sayıda pastane açılamaz. Üretimde çok iyiyiz ve bizim en önemli gücümüz üretimdir. Dünyanın birçok ülkesine üretim yapıyoruz ve bu anlamda Salman Pastanesi’ne çok güveniyoruz. Vili Pizza’yı açalı yaklaşık 10 ay oldu ve markalaşma sürecimiz devam ediyor. Markalaşma sürecinde bir olumsuzluk yaşamazsak franchising işlemlerine başlayacağız. Salman’da franchising konumuna gelmemiz 3 yıl sürdü, Vili Pizza’da aynı durum söz konusu olabilir.

Franchising sisteminin artıları ve eksileri?
 Bir marka oluştururken birkaç şube açarız ve bu şubeler üzerinden markaya yönelik izlenimlerimizi oluştururuz. İyi ciro yaptı, hemen franchising verelim gibi bir düşence bana göre yanlış. Öncelikle bir markanın franchising alt yapısının oluşturulması lazım. Franchising çok farklı bir iştir. Firmalar, franchising sistemlerini doğru kurgulamazlarsa markalarını 50 şubeye kadar taşır; fakat ötesi olmaz. Birçok marka 50’nci şubesinden sonra yıkıma uğramıştır. Marka yönetmek çok ayrı bir konudur. Marka yönetimi, strateji ve hedefleriyle birlikte gelişen bir süreçtir. 
Röportaj: Veli AKOĞLU



Haber Merkezi
banner372
Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner373

banner158

banner344

banner322

banner8

banner309

banner239

Dülgeroğlu: “Belediyecilik yürek ister”

Haberi Oku