SİYASET:
Davutoğlu: AK Parti bir kişinin, bir ailenin partisi değildir

Elazığ Gönül Dostları Buluşması'nda konuşan Eski Başbakan Ahmet DavutoğluAK Parti siyasetinde savrulmaların yaşandığına vurgu yaparak, İstanbul seçimleri sonrası özeleştiri yapılması gerektiğini söyledi. 

Davutoğlu, “Yaptığımız eleştirileri bir bölünme çabası olarak göstermek isteyenler var” dedi ve “Bölünmemenin sırrı, inanmadıkları şekilde yan yana durmaları değil, ortak idealler ve değerler etrafında omuz omuza verebilmeleridir” ifadelerini kullandı. 

AK Parti tabanın yüzde 10’luk bir kesimin kopmaya başladığının altını çizen eski Başbakan şunları söyledi: 

“AK Parti bir kişinin, ben de dahil, bir faninin, bir ailenin, bir grubun, bir kesimin, bir bölgenin, bir etnik ya da mezhebi grubun partisi değildi. Böyle çıkmamıştı. Böyle değildir. 100-150 yıllık bir birikimin içinden, hepimizin babalarının dedelerinin çektiği çilenin içinden, terlerin, feryatların içinden doğmuş bir partidir” ifadelerini kullandı. 

Davutoğlu’nun konuşmasının tam metni şu şekilde: 

“Geleceğe Anadaolu’dan çıkacak işaretlerle hazırlanıyoruz”

“Bir muhasebe dönemindeyiz. Krizler, muhasebeyi getirir, muhasebeler ve yüzleşmeler krizlerin yegâne ilacıdır. 

Korkmadan, çekinmeden, kimin ne diyeceğini düşünmeksizin birbirimizle konuşmak, birbirimizle geleceğimizin vizyonunu paylaşmak durumundayız. 

Bu çerçevede son dönemde Anadolumuzun değişik yerlerinde vatandaşlarımızla bir araya geliyorum. Bu bir muhasebe ama tek taraflı bir konuşma değil. Aziz vatandaşlarımızın kanaatlerini öğrenerek geleceğe yönelik vizyonumuzu Anadolu’nun bağrından çıkan işaretlerle desteklemek ve hazırlanmak. 

Siyasi, sosyal ve ilmi hareketler sadece Ankara ya da İstanbul’un kapalı salonlarında ortaya konamaz. Onlarla şekillenemez, onlarla geleceğe yürüyemez.”

“Üç yıldır AK Parti ilkelerinde savrulmalar var” 

Son dönemde karşı karşıya kaldığımız yeni meydan okumalarla ilgili olarak; Hem Ankara ve İstanbul’da, değişik vilayetlerimizde konunun uzmanı akademisyenlerle, bürokratlarla, siyasette beraber olduğumuz arkadaşlarımızla, devlet adamlarıyla, sivil toplum temsilcileriyle yoğun bir teorik çalışma içerisinde bulunuyoruz, hem de Anadolu’yu karış karış dolaşarak Anadolu’nun nabzını tutmaya çalışıyoruz. 

Buna niye ihtiyaç hissediyoruz?

Son üç yıl içerisinde gerek Türkiye’deki siyasi hareketler ve AK Parti içindeki devinimler anlamında gerekse devlet hayatımızın yeniden şekillenmesi anlamında büyük değişiklikler ama değişikliklerle birlikte ciddi savrulmalar da yaşadık. 

Bizim yapmamız gereken, cesaretle, basiretle, ferasetle önümüzdeki meseleleri tartışmaktır. Son üç yılda hem siyasetin temelini dokuyan değerler anlamında hem AK Parti’nin kuruluş ilkeleri bağlamında bu kadroları iktidar yapan o ilkeler temelindeki savrulmalar anlamında hem de devlet hayatımız anlamında çok ciddi değişimler ve odak kaymalarıyla karşı karşıya. 

“Yeni hâlin ne olması gerektiği konusunda istişarelerimiz olacak” 

Bir büyük yönetim sistemi değişikliği yaşadık. Son üç yılda iki seçim, bir referandum, bir de yenilenen seçim yaşadık. Bu seçimlerde kullanılan dil, üslûp, söylem ve Türkiye’nin geleceği ile ilgili ortaya konamayan vizyonsuzluk hepimizi tedirgin ediyor. 

Bundan sonra Anadolu’nun her yerine giderek yeni hâlin ne olması gerektiği konusunda istişarelerde bulunacağız. 

“Cumhurbaşkanlığı sistemine geçerken yaşadığımız sorunlarla yüzleşmek zorundayız”

Birincisi Ak Parti içindeki yaşanan değişim süreci ve AK Parti’nin siyaset felsefesinde gözlenen önemli savrulmalar. İkincisi devlet yapımızın geleceği ile ilgili olarak özellikle anayasal sistem bağlamında geleceğimizi şekillendirecek hususlar. 

Bu iki soruyla karşı karşıyayken, AK Parti’nin geleceği bir kurumsal kimlikle aktarılıp aktarılmayacağı sorusu da devletimizin parlamenter sistemden cumhurbaşkanlığı sistemine geçerken yaşadığımız sorunlarla yüzleşmek zorundayız. 

“Bir haftadır derin bir hüzün içerisindeyim” 

İstanbul’da yenilenen belediye seçimlerinin bizlere gösterdiği şeyler nedir?

Kim kazanırsa kazansın en önemli şey, milli iradenin tecelli etmesidir. Onun önüne kimsenin engel koymamasıdır. 23 Haziran’da seçimlerin yenilenmesi sonrasında Cumhurbaşkanımızın ve siyasi liderlerin verdiği mesajlar son derece güzeldir. Beklediğimiz budur. 

İkincisi açık söyleyeyim… Bir haftadır çok derin bir hüzün yaşıyorum. AK Parti’nin iki yıl genel başkanlığını, başbakanlığını yapmış bir neferi olarak AK Parti’ye destek verenlerin hüznünü yüreğimde hissediyorum. 

Mayıs 2016’da başbakanlıktan ayrıldığımda AK Parti kitlelerinin, ona destek veren yüzde 49,5’lik vatan evlatlarının başı dikti. Geleceğe umutla bakıyorlardı. O kitlelerin İstanbul seçimleriyle birlikte hüzne gark olmasının hesabını birileri vermek zorundadır. 

Bunun hesabını veremeyip, bizim son derece haklı zeminde yaptığımız eleştirileri bir bölünme çabası olarak göstermek isteyenler bilsinler ki biz bu kitleler bölünmesin, milletin ümidi dumura uğramasın diye başbakanlık makamını terk ettik. İzzetle ayrıldık. 

“Üç yıl sustuk. Kıyamete kadar da susabilirdik ancak…” 

Devlet makamlarını bir takım trol çeteler karşısında mahkûm edenler karşısında üç yıl sustuk. Eğer AK Parti’yi iktidar yapan milletin değerleri bu siyasi hayata egemen olmuş olsaydı kıyamete kadar da susardık. Hiçbir makam ya da mevkii beklentimiz olmadan… 

13 bin oyla kaybettiğimiz bir seçimin yenilenmesinde 800 bin oyla tekrar kaybediyorsak, o kitleler hüzün içerisinde evlerine dönmüşlerse, bunun sorumlusu büyük bir meclis çoğunluğuyla iktidarı izzetle devretmiş olan bir başbakan ve arkadaşları değil, o günden bugüne söylemde, eylemde, ahlakta, siyasi hayatta ciddi savrulmalara sebep olanlardır. 

“Tabanda yüzde 10-15’lik değişim varsa kimse önünde duramaz”

Partiler ve siyasi hareketler, tavanda bölünmez. Tavanda bölünürse çok da ciddi bir sıkıntı değildir. Nitekim bizim hareketimizde de 2004 ve 2007’de iki kez bölünme oldu. Tesir etmedi. Ama tabanda bir kayma varsa asıl tehlikeli olan odur. 

Bir hareketin tabanında yüzde 10-15’lik kitle bir başka yere doğru seyretmeye başlamışsa kimse bunu engelleyemez. 

“AK Parti oyu yüzde 49’dan yüzde 34-36 bandına geriledi”

1 Kasım 2015’te biz Türkiye genelinde yüzde 49,5 oy aldık. İstanbul’da yüzde 48,7 oranında oy alındı. Son tekrar edilen seçimde Cumhur ittifakı olarak yüzde 44,9 alındı. 1 Kasım’da MHP oylarının yüzde 8,9 olduğu düşünülürse, Cumhur ittifakında da takriben yüzde 8 ile 10 arasında MHP oyu olduğu düşünülürse, AK Parti’nin oyları yüzde 34-36 bandına gerilemiş görülüyor. 

Bugün susma vakti değildir. Bugün gerçekleri örterek, kapalı kapılar ardından konuştuğumuz gerçekleri kapının önünde reddederek susma vakti değildir. 

Eğer taban konsolidasyonu yoksa tabanda yüzde 10’luk büyük kütleler kopmaya başladıysa tepede ne tedbir alırsanız alın, insanları neyle tehdit ederseniz edin o çözülüşü durduramazsınız. 

“Bizim niyetimiz ne bölmek, ne makam, mevkii” 

Ak Partililer, yerleşik kurulları dışında birtakım trol örgütlerin etkisi altına girmişse işte o zaman soru sorması gerekenler biz, soruları cevaplandırması gerekenlerse bu tür gruplara bu partiyi teslim edenlerdir. 

Gelin muhasebe yapalım. Bizim niyetimiz ne bölmek, ne hüzün vermek, ne de mevkii, makam peşinde koşmak. 

İnsanların gözyaşları dökerek “Nereye gidiyoruz?” sorusuna muhatap olduğum için içim yanıyor. Her topluluğun içerisine girdiğimizde “Biz size bunun için mi bu emaneti tebliğ ettik” diye hesap soranlar olduğu için yüreğimden gelen bir sesle haykırıyorum. Hatta belki abartılı gelebilir ama yalvarıyorum: 

Gelin konuşalım. Çağrım, bu ülkenin geleceğiyle ilgili kaygı duyan herkese. 

Konferans bile vermemizin engellendiği, üç yıldır basında adımızın anılmasının bile yasaklandığı, örtülü baskıların olduğu bir dönemden gelerek söylüyorum. 

Bir öğretmen olarak, gençlerin yurtdışı hayalleri kurduğunu gördüğümde yüreğim sızlıyor. O nedenle hepimiz, hesap defterini ahirette açmadan önce burada açmak durumundayız. 

“13 bin oy farkı 800 bine çıkmışsa bunun nedeni milletin vicdanından kopuştur” 

“Niye kaybettik” sorusuna, bu yeni hâli de açıklayacak şekilde dört alanda cevap vermeye çalışacağım. 

Birincisi, vicdan odaklı temiz bir siyaset anlayışından kopmadır. İyi politikalarla ekonomik açığı kapatabilirsiniz. Ancak vicdan açığı varsa bunu kapatmak mümkün değildir. 

Eğer 13 bin oy farkıyla kaybedilmiş bir seçimden iki buçuk ay sonra ülkede ekonomik durum değişmemişse, ülkede siyasi tablo değişmemişse 13 bin oydan 800 bine giden bir kayıp yaşanmışsa, bunun sebebi milletin vicdanından kopuştur. 

Bir gün “Bir oy fark olsa dâhi seçim geçerlidir” dedikten sonra tutum değiştirmek, bir seçimde beka kaygısından bahsedip, bu şekilde düşünmeyen herkesi “terörist” ilan ettikten sonra diğer seçimde beka kaygısının en büyük tehdit edici odağı olan İmralı’yla temasa geçmeye çalışmayı meşru göstermek, milletin vicdanından kopuştur. 

İsraftan bahsettikten sonra hâlâ üst düzey atamalarda yakın kayırmalar söz konusu oluyorsa bu vicdandan kopuştur. 

“Ehliyet ve liyakat” dedikten sonra üst düzey kurumlara o konuda tecrübesi olmayanların atanmasını sağlıyorsak bu vicdandan kopuştur. 

Bugün AK Parti’nin “Ak” kelimesi ile ifade edilen temiz siyaseti yeniden keşfetme vaktidir. Temiz ve hesap verilebilir bir siyaset inşa etmedikçe siyasi hareketler hiçbir şekilde doğru bir eksene oturmaz. 

“Darbenin baş sorumlularının akrabaları yüksek makamları işgal ediyorsa adalete güven kalmaz”

İkincisi, adalete ihtiyaç var. Devlete güven ile hukuk sistemine güven birlikte yürür. İnsanlar hukuka güveni kaybederse oradan çıkış çok zordur. Adalet terazisi ölçer, adalet terazisi ölçülmez. 

Adalet duygumuzu sarsacak her türlü eyleme karşı ortak tavır alma vaktinin geldiğini düşünüyorum. Kim bu ülkede adalet duygusunu zayıflatırsa, kim sabah salıverilen birinin, akşam tekrar tutuklandığı, gece yarısı tekrar salıverildiği gibi uygulamalar görürse, kim FETÖ suçlamalarıyla sıradan bir memurun dayısının oğlunun tutuklandığı bir Türkiye’de FETÖ darbesinin baş sorumlusu olanların kardeşlerinin, akrabalarının en yüksek makamları işgal ettiğini görürse orada adalete güven kalmaz. 

Şu veya bu siyasi partiye mensup olabiliriz. Bir anket yapıldığında “Şu partiye güvenim kalmadı” denirse telaşlanmamak lazım. O parti kendini düzeltirse o güveni kazanabilir. Tek şey vardık ki düzeltilmesi mümkün olmayan: “Adalete güvenim kalmadı” diyen insanları o ülkeye bağlı kılamazsınız. 

“Fakir halkın çile çektiği dönemde susmamız mümkün değil” 

Üçüncüsü, ekonomi. Birileri görmemeye çalışsa da, “kriz yok” söylemi hâlâ ağırlık taşıyor olsa da, halkla temaslarımızda görüyoruz ki ülkemiz çok yoğun bir ekonomik krizle mücadele etmekte.  

Ekonomiyi çözmek istiyorsanız halka güven vereceksiniz. Bugün koyduğunuz kuralın yarın değişmeyeceğini göstereceksiniz, kamu ihalelerini şeffaf bir şekilde yapacaksınız. En önemlisi ekonomi yönetimini üstlenen kişilerin herkesle konuşan, bu meseleyi bir ekip ve dünyaya entegrasyon meselesi olarak gören bir anlayışla davranması gerekiyor.

Her şeyi kendisinin bildiğini düşünen, yukarıdan bakan, ekipleşmeyi sadece kendisine yakın olan insanların bir yerlere gelmesi olarak gören bir ekonomi yönetim anlayışıyla bu ekonomik krizin içerisinden çıkamayız.  

Kanaatlerimizi beyan ettiğimizde bizi, hükümeti ve AK Parti’yi zayıflatıyor gibi görmeye çalışanlara sesleniyorum: Siz bu davanın içinde yokken biz bu davayı omuzlamış en iyi yere getirmeye gayret ediyorduk. 

Siz onlarca yıllık birikimin kaymağını yerken, bizim bu fakir halkın çile çektiği dönemde susmamızı bekleyemezsiniz, susmayız. 

Dördüncü mesele beklenti. Yeni hâl gerektiren durum, siyasal sistemimizle ilgilidir. 

“Devlet mimarisi, kişilere, kurumlara, partilere, siyasi görüşlere göre inşa edilmez”

12 Eylül rejiminin getirdiği çarpık bir parlamenter sistem vardı. Bütün yetki ve sorumlulukları halkın seçtiği bir başbakan üzerine yükleyen, bütün freni de cumhurbaşkanının eline veren çarpık bir sistem. O anayasayı yapanlar Turgut Özal’ın, Abdullah Gül’ün, Recep Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olacağını düşünemediler. 

Devlet mimarisi, kişilere, kurumlara, partilere, siyasi görüşlere göre inşa edilmez. Ama maalesef bütün uyarılarımıza rağmen çarpık parlamenter sistemden çarpık bir cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçildi. 

Aralık 2016’da, anayasaya reformu ilk kez meclise sunulduğunda, sayın cumhurbaşkanımıza üç saate yakın sistemin doğurabileceği sıkıntıları arz ettim. Eline yazılı bir metin verdim. “Bunu yapmayalım. Bu sistem üzerinde bu devletin mimarisini inşa edemeyiz.

Yapacaksak ya pür parlamenter sistem olmalı, 12 Eylül’ün parlamenter sistemi olmalı. Kardeşi kardeşe düşürmek, en yakın dava arkadaşlarını karşı karşıya getirmek 12 Eylül’ün doğasıydı. O anayasa ya kukla bir başbakan öngörüyordu ya da cumhurbaşkanıyla çatışmayı. Değişmesi gerekiyordu. 

“Partili cumhurbaşkanlığı, cumhurbaşkanlığının kuşatıcı kimliğine zarar verdi”

Son üç yıl içerisinde beş kez sayın cumhurbaşkanımıza düşüncelerimizi söyledik. 31 Mart seçimleri sonrası yayınladığım açıklamada, sonradan “manifesto” dendiği için “manifesto” diyorum, zikredilen her husus gerek sayın Cumhurbaşkanımıza gerekse partide yetkili tüm arkadaşlarımıza aktarıldı. 

Daha net ifadelerle söylüyorum: Cumhurbaşkanlığı makamıyla genel başkanlık makamının birleştirilmesi hem cumhurbaşkanlığının kuşatıcı kimliğine hem genel başkanlığın ve AK Parti’nin kurumsallaşmasına zarar vermiştir. 

“Devlet yapısıyla aile ilişkileri kesinlikle ayrılmalıdır.”

Bir yıllık tecrübeler sonrası bu göz önüne alınarak AK Parti’nin kalıcı bir kurumsal yapıya ulaşması için gerekli adımlar atılmalı. Bu adımlar atıldığında biz sadece takdirle karşılarız. 

Devlet yapısıyla aile ilişkileri kesinlikle ayrılmalıdır. Devlet hiyerarşisi içinde birinci derece yakın akrabalıklar olmamalıdır. 

Bu binayı bir devlet binası olarak görelim. Bir sarsıntı olduğunda ilk olarak torununuzu ya da çocuğunuzu, akrabanızı düşünmemeniz için onları binanın içine almayacaksınız. Sadece devleti düşüneceksiniz. Bu, onların vatandaşlık haklarının yok sayılması anlamına gelmez. Ancak devlet hiyerarşisinde akrabalık olduğunda bir müddet sonra başka kaygılar devreye girmeye başlıyor. 

Şeffaflık, siyasi etik, siyasetin finansmanı yasaları derhal çıkarılmalıdır. 

“Yeni bir hâl neyi gerektiriyorsa onu da yapmaya hazırız” 

Kendisinden korkanlar, kendi içinde her gün beka kaygısıyla şüpheler üzerine bir vizyon geliştirenler ya da özgüvenini aşırı hamasi duygularla ifade edenler tarih sahnesinde etkisini kaybedecektir. 

Bu dönemde, biraz önce zikrettiğim kritik tablo için çözümün yolu için kastettiğim “yeni hâl”, radikal bir değişmedir. Bazılarının beklediği gibi bazı makamlarda görev değişiklikleri çözüm değildir. Bir hâl değişimi, ahlakın yeniden inşası lazım. Bir tutum ihyası lazım. Eğer birisi çok ağır bir hastalık geçiriyorsa, ona aspirin verdiğinizde ilaç vermiş olmazsınız. Sayın Cumhurbaşkanı ve bütün siyasi liderlerimizden beklediğimiz böyle bir dönemde omuz omuza vererek yeni bir hâlin hazırlıklarını yapmak, geçici palyatif çözümlere sığmaktansa çok radikal reformlarla bu ülkenin hem psikolojisini hem siyasetin dinamiklerini hem de devlet mimarisini yeniden inşa etmek.

Yeni bir hâl neyi gerektiriyorsa onu da yapmaya hazırız.  

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner387

banner158

banner344

banner245

banner322

banner8

banner309

banner239

"Seri yargılama" usulü geliyor
AK Parti'nin Cuma günü istişare için MHP'ye sunduğu yeni yargı paketinin detayları gün yüzüne...

Haberi Oku