Hızlandıkça renkleri kaybediyoruz, kokuları duymaz oluyoruz. Doğanın bizi hiç rahatsız etmeyen o inanılmaz seslerini işitemiyoruz. Bütün bunların sebebi ulaşım teknolojisindeki baş döndürücü hız.

Zaman, insanın sere serpe içinde yaşadığı ve haz aldığı bir süreç olmaktan çıkıp, dolu dizgin tükettiği ve tükettikçe daha çoğuna ihtiyaç duyduğu bir şeye dönüştü. Oysa zaman hakim olma sevdasına tutulmadan ve bunun için hız makineleri icat etmeden önce böyle değildi hiçbir şey. Zamanın rengi, kokusu ve sesi vardı. Bu renk, koku ve ses yaşamayı daha anlamlı, daha zevkli kılardı.

İnsanoğlu zamana hakim olabilmek için onu zamanın önüne geçirecek aletler yaptı. Zamana hakim olabilmek ve zamanla yarışmak egemen felsefeye dönüştü. Ve insan, asıl yarışın yani yaşama yarışının mağlubu oldu. Artık kimse yaşamıyor, sadece zamanı tüketiyor, tükettikçe de daha çok zamana ihtiyaç duyuyor. Ve zaman kimseye yetmiyor. Bu nedenle ne zaman ölürse ölsün herkes vaktinden önce ölüyor. Vaktinden önce ölmek korkusu tüm ruhları sarınca da yaşamak tad alınası bir şey olmaktan çıkıp katlanılmaz bir kahra dönüşüyor.

Cahit Tatancı’nın:

“Kapımı çalıp durma ölüm
Ben ölecek adam değilim”

dizeleri, tam da bugünün insanını ifade ediyor. Çünkü kendine ayrılan zamanı tüketmiş ve yeni bir zamanı daha tüketmenin peşinde o. Daha çok tüketmesi için daha çok zamana yani yaşamaya ihtiyacı var.

Otobanlar, hızlı trenler, sesten hızlı uçaklar bizi bir noktadan bir noktaya bir an içerisinde ulaştırabiliyor. Ama yolculuk dönüşlerinde aklımızda; dağ lalelerinin kırmızısı, kekiklerin kokusu ve kuşların sesi yok artık. Duru pınarlar, ulu ağaçlar ve dağ başlarının yalnız çeşmelerinin oluklarından akan buz gibi suların lezzeti çoktan unutuldu.

Otomobiller, otobüsler, trenler ve uçaklar camdan bir fanus artık. Onlar bizi doğanın güzelliklerine karşı koruyorlar. Üreticilerinin tek gayesi maksimum hıza ulaşmak olan bu aletler, insanı parçası olduğu o muazzam bütünlükten yani doğadan koparıyor. Ve insan ait olduğu bütünden koptukça yalnızlaşıyor, bunalıyor, kendini işe yaramaz hissediyor.

Peki, bu işe yaramazlık hissi kime yarıyor dersiniz? İnsana kendini değerli hissettirecek yeni şeyler satmak isteyene tabi ki. Ne dersiniz, hız makinelerini yapanlarla insana kendini değerli hissettirecek şeyler yapıp satanlar aynı kişiler olmasın!

Hızlandıkça renkleri, sesleri, kokuları kaybediyoruz. Bize hızı sunanlar ve hıza methiye düzenler bizden yaşama hazzımızı çalıyorlar. Hızımız arttıkça hazlarımız yok oluyor ve yaşamak kahrolası bir ağırlığa dönüşüyor.

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner158

banner245

banner322

banner8

banner309

banner239